Dağın Kalbinde Bir Şiir.. 

Bazen bir kıvılcım dolar içimiz bir volkan gibi patlar içimizde susarız 

Bazen bitap düşmüş bedenimiz Ayağa kalmak ister düşer hareket edemeyiz 

Bazen güller açar penceremizde 

Güneş tüm heybetiyle bize bakar görmeyiz 

Kalbimiz sıkışır nefes alamayız soluk soluğa kalırız anlayamayız 

Bir türkü yakar gönlümüz dinlemeyiz 

Dolunaylı gecelerde yalın ayak koşan çocuklar vardır göremeyiz 

Uzanıp yorgun başını yastığa gökte yıldız sayanlar vardır bilemeyiz

Akşam olur aniden ürperir ten kurtlar ulur 

Korkuya boğulur gece ses çıkmaz bizden yalnızızdır.

Serin sulara varana dek yürüyenler vardır 

Akışı yaşamdır suların kavrayamayız 

Dağlara yürümüşüzdür 

Patikaları aşmışızdır 

Seher vaktini bekleriz de bilmeyiz dağın gizli kalbinde bir şiiriz..

DİREN…

İzin vermiyorlar kardeşim 

Doyasıya yaşayalım şu hayatı 

İzin vermiyorlar özgürce gülelim konuşalım 

Suç mu kardeşim yaşamak 

Esir almak istiyorlar bizi 

İzin verme!

Gülüşümüzü kıskanıyorlar 

Hayallerimiz var almak istiyorlar 

Sesimiz var kısmak istiyorlar 

Kulağımız var kapatmak istiyorlar 

Haykır kardeşim haykır 

Karşı çık diren!

Direnki solmasın çiçekler 

Batmasın güneş 

Mezene umut 

Çorbana barış sevgi doğra 

Işıkların sönmesine izin verme kardeşim 

Sönmesin yıldızlar,sönmesin ateş 

Vakti geldi kardeşim uyanmanın

Ayağa kalktı cesaret ve vicdan 

Kaldır başını göğe doğru

Erkenden Doğacak güneş 

Doğru yolu tutmaya bak 

Asıl zor olan budur kardeşim 

Kolay değil,düzgün değil

Dünyayı avuçlarında taşıyan bizler

Onlara dikensiz gül bahçeleri sunarken

Tükenip gitmekte hayatımız 

Kaldır artık başını gökyüzüne 

Koşalım artık güzel güneşli günlere

Ardına bakmadan öylesine doyasıya

Asi yıldızlar parlasın alnımızda 

Başaramazsak kardeşim; ölürüz,ne çıkar..

Nuriye Gülmen Ve Semih Özakça Anısına… 

Ölmek İçin Doğmak..

“Kısa bir öyküdür yaşamak,Uğruna upuzun acılar çektiğimiz,bir türküdür yaşamak bir daha bir daha söylemek için delirdiğimiz”

Gözlerimi açtım halsizdim önceki günüm çok yoğun geçmişti belkide mantığımla istediklerim yine her zamanki gibi ters düşüyordu kalkmak yada kalkmamak.Mantık kazandı lavaboya gittim yüzümü yıkadım ve aynaya uzun uzun  baktım. Ben kimim? Niye varım kim için ne için yaşıyorum niçin öleceğim..

Sahi neden yaşıyoruz biz neden doğduk ölmek için mi doğduk yoksa yeniden doğmak için ölecek miyiz?…..

Siz hiç öldünüz mü hemde yaşarken,evet evet hem yaşayıp hem öldünüz mü elinizin ayağınızın işlemediği anlar oldu mu nefes dahi alamayacak kadar sıkıştı mı kalbiniz,düşüncelerin kafanızı kemirdiği anlar oldumu,her şeyi ardına bakmadan pişmanlık duymadan çekip gitmek istediğiniz anlar oldu mu. .. 

Yada hiç doğdunuz mu yeniden,tam öldüm ben derken yeniden doğdunuz mu işte ben burdayım ben ölmedim ben yaşayacağım dediniz mi 

Etrafınıza baktığınızda ne görüyorsunuz gülenler,koşanlar,birbirine sarılanlar,şakalaşanlar…

Siz kimsiniz gerçekten olduğunuz gibi yaşıyor musunuz herkes her şeyinizi biliyor mu?Güldügünüzde,çok  mutluyum dediğinizde gerçekten mutlu musunuz yoksa sadece insanlara buz dağının ön tarafını mı gösteriyorsunuz??

Mesela dışardan bakıldığında herşeyi olan ama gerçekte hiçbir şeyi olmayanlardan mısınız 

Her seferinde kalktım koşuyorum diyip yere çakılanlardan mısınız? 

Hayal edip edip hayallerde boğulanlardan mısınız?? 

Evet gerçekten çok zor şey yaşamak,zor olan doğmak yada ölmek değil zor olan yaşamaktır. Yaşayabiliyor musunuz gerçekten??

Sonra döndüm kendime ölmek için doğmak ister misin diye sordum kendi kendime..

Yüzümde bir tebessüm oluştu kendime bir kez daha baktım ve ceketimi giyip çıktım..

Düzen Sınırlarında Dilenci Olmak..

Yanılmıyorsam 5 Aralık günüydü Erzurum un en soğuk günlerinden biriydi.Arkadaşımla birlikte caddeye inmiştik.O gün gerçekten hava çok soğuktu ve kar ara ara yağıp duruyordu Arkadaşımla yürüyecek halimiz kalmamıştı ve biraz yol yürüdükten sonra dinlemek zorunda kalıyorduk.Nihayet ilerde oturabileceğimiz kafe tarzımda bir yer bulduk ve orada biraz dinlendik.O ara caddede çok az insanın olduğunu farkettim.Çaydan kalan son yudumu içip kalkmıştık.

Mersin’den gelmiş olmam nedeniyle en çok üşüyenlerden biriydim sanırım o gün.Soğuyun etkisiyle hem burnum akıyor hemde başım çatlıyordu.Dondurucu soğukta yürürken değil arkamıza,önümüze bile zor bakıyorduk arkadaşımın yüzündeki ifade hala gözlerimin önündedir.Arkadaşımla fikrimiz bir yer bulup yemek yiyip hemen evimize dönmekti.Arkadaşım daha fazla dayanamayıp cebinden zorda olsa son sigarasını çıkarıp yakmıştı.Tam o sırada yanımızdan son model bir porsche geçiyordu birbirimize bakıp vay bee şeklinde göz kırpmıştık.Ardında çileli yolumuza devam ettik.. 

İşte tam o zaman gözlerimin önünden hiç gitmeyecek bir manzara görmüştüm.Tam önümüzde yaklaşık 60-65 yaşlarında bir kadın “ellerinde eldiven olmadan” dilendiğini görmüştüm.Elleri o kadar kızarmıştı ki oynatmakta bile zorlanıyordu.O an beynime giden bütün yollar durmuş.Ve vucüdumu derin bir sıcaklık almıştı. O an artık hasta değildim.Arkadaşımın bir şeyler söyledğini hatırlıyorum birbirimize baktık ve olayın ne kadar acı verici olduğunu gözlerimiz birbirimize söylüyordu adeta.

En son elimdeki eldiveni elimden çıkardım ve  yemek paramla birlikte kadına verip hızla uzaklaştım..

Evet…En yalan gerçek buydu.Ve bu gerçek Insanlığın gerçeğiydi sadece bizim değil.O an ilk kez kendimi adadığım mesleğimden utanç duyuyordum.Elektrik okuyacağıma,insanları mutlu ve refah içine sokacak bir  düzen için çalışmalı ve bu düzeni kurmalıydım.Bu düzen o kadar iyi olmalıydı ki porsche si olan adam o kadına saygı duyacak ve belkide arabayı ondan alabilmeliydi.Yada herkesin o arabayı alabilecek bir düzen olmalıydı bu.

Evet o gün belkide en mutlu olduğum gündü.İyilik yapmanın verdiği mutluluk vardı ama aynı zamanda  fakirliğin ve düzenin ezip geçtiği insanları görmek beni üzüyordu,sistemin değer vermediği yaşamlar oldukça üzülmeye devam edecektim.. 

Mahkum..

Salgın bir geceden,yanık ıslıkların,türklerin döküldüğü bir yerde…
Korkak ve insafsız bir general onları kalın duvarların içine penceresiz bıraktı.Demirden kapıları çelikten kilitle kapattı.Yerin altına soğuk ve  karanlıkta bıraktı onları.. 

Çağın bütün ustalığıyla yaptı bunları önlerinde siyah kefenli gardiyanlar,arkalarında ise gerizekalı potin insanlar vardı..

En sonunda dayanamadı artık mahkum “Artık Yeter!” dedi.General sinirlendi zırhtan kalesine misafir etti onu.

İçindeki kini ve nefreti kustu aldı ondan özgürlüğünü,silahını,bacıyı,kardeşi,anneyi..

Aldı ondan güneşi,rüyalarını,aydınlığı aldı ondan amaa inancını alamadı.Elektrikle iskençe ettiler,kor dağıttılar üstüne,kaypaklık edip dişlerini çektiler,copladılar,üzerine işediler,namusunu hırpaladılar,şovenist marşları okuttular.Ama yine inançlarını sarsamadılar.

Generalin içine korku düştü.Çağın tüm ustalığıyla gelenler dostlarını unutup gözlerden kayboldular…

Sıcak bir yaz akşamında ay tüm ihtişamıyla gökte gülümsüyordu.Havayı örten kara bulutlar gitmiş yerini umut dolu parıltılı yıldızlar almıştı.Güvercinler yuvalarında uyumuyordu.Ve  Dicle’den Fırat’a,ve Mezopotamya’ ya kadar hasretle doğruluyordu o gece..

Mahkumun yüreğinden çıkan mermi doğudan çıkıp batıda duruyordu.Kalın zindan duvarlarını yırtıp müjdeyi getiriyordu özgürlük mahkumlarına…

Geçti dost kervanı..

Nerde o eski zamanlar.Ailecek oturduğumuz yemek yediğimiz zamanlar.Annemizin dizlerinde uyuduğumuz zamanlar,gülücükler saçtığımız çocukluğumuz.. 

Küçükken hayatın çok uzun olduğunu sanardım.Yanılmışım hayat çok kısaymış…Ne kadar da hızlı geçiyor hayat göz açıp kapatmak gibi geçmiş zamanda farkında değilmişiz.Ne çok şey değişmişte farkında değilmişiz.Geçip gidiyor işte ömür dediğin..

Peki zamanı durdurmak yada geriye dönmek ister miydiniz? Yaptığınız hataları düzeltmeyi,pişmanlık duydunuz hataları değiştirmek ister miydiniz.Elveda demeden göçenleri bir daha görmek ister miydiniz

Keşke….

Ne yazıkki hiçbir zaman böyle bir şansımız olmayacak.Çok hızlı geçiyor hayat  hatta koşa koşa ardına bakmadan.

Aslında değerini bilmediğimiz için suçlarız zamanı.Dünün,bugünün ve yarının değerini bilmediğimiz için suçlarız.Ertelenmiş sözler,hayaller,itiraflar..Gerçek şu ki hayat geç kalanları affetmiyor affetmeyecek te.Alıp gidecek her şeyi sadece ardından bakakalacaz anılara yıllara,insanlara. 

Işte o zaman anlıyorsunuz ki zaman değilmiş gideni getiren,aslında zamanmış var olanı götüren ve bir daha vermeyen..

Bir Rol Ver..

Bana bir rol ver haksızlıklarla başa çıkayım 

Bir rol ver tarihin akışını değiştireyim 

 Işık ver karanlığı aydınlatayım 

Bir mendil ver gözyaşlarını sileyim 

Bana bir süpürge ver acılarını süpüreyim 

Biraz gözyaşı ver masum olayım 

 Vicdan ver bana  merhametli olayım 

Bana sabır ver yaşama bağlanayım 

Bir rol verin bana sadece bugünü,yarını oynayayım 

Bir rol ver sadece rolü gülmek olsun 

Bir rol ver geleceği oynayayım 

Bana bir ayna ver yada tükenmişliğimi izleyeyim

Yada bir meze yap içi umut dolsun 

 Bir umut ver yolu aydınlığa çıksın 

Bir ses ver bana bağıra bağıra şarkılar söyleyeyim 

Yankılansın dağlarda, zafer namlularında 

Ses ver bana sessiz sessiz şiirler okuyayım 

Düş kurmama izin ver barış dolu bir dünya düşleyeyim

Insanların ölmediği bir dünyayı yada

Son olarak bir su ver bana yüzümü yıkayayım 

Hayallerden uyanmak için…

Araftayım…

Hayatın sıradanlığına kapılmış yaşantılar..

Yemenin,içmenin,gezmenin zevk vermediği zamanlar..

Güneşin kızıllığını yüzlere vurduğu zamanlar 

Kuşların farklı uçtuğu zamanlar..

 Sadece uçmak için çırpınan kanatlar..

Içimde bir sıkıntı var bitmeyen 

Kavga gibi sert,aşk kadar naif 

Rüzgar kadar yıkıcı,güneş kadar yumuşatıcı 

Söylenmemiş sözler var içimde 

Yarından kalan,geçmişte olmayan 

Sisle kaplı caddeler gibi

Yağmur taşıyan Bulutlar gibi 

Sınırları olmayan mekanlar gibi 

Bitmeyen duygular var hala içimde 

Uyku tutmuyor gözüm

Yıllanmış şaraplar gibi güzelleşen

 Derinleşen yaralar kadar acı 

Dilimin ucunda olan cümleler var 

Uçurumdan atlayan kartallar gibi hedefe odaklanmış 

Yayı çekilmiş ok gibi

Bir o kadar da yorgun mermi gibi 

Hiçbir şey bilmiyorum affedin

Araftayım…


Hiçliğe doğru..

Atlar gidiyor…

Sonsuzluğa doğru kervana katılanlar..

Geride hiçbir  şey kalmıyor..

Ne umut,ne ateş,ne duman..

Öteden gelen rüzgar hışırtıları..

Toz tutmuş duygular,paslanmış gözler 

Arda kalan gözyaşları..

Kervan hızla ilerliyor..

Umutsuzluğa mahkum yolcu gibi 

Hiçliğe doğru..

O Hüzünlerle Dolu Yaşam.. 

Dünyaya arkadan  boylu boyunca bakıyorum bazen ne mi görüyorum?  Hüzün..

Iç içe karışmış duygularda buluruz kendimizi bazen yorgun yüreğimizde iç çekişlerin yürümeye başladığını hissederiz zaman zaman Bedenimiz ısınır.Düşünceler kurcalar durur kafamızı pişmanlıklar,hatalar, keşkeler..Işte o zaman kış olur, kalbimize bir ağrı saplanır bedenimiz titrer,üşür..Hüzündür bu…

Tamamı kargaşa olan bir yaşamda yenik düşmemek için sahte gülüşlere,anlamsız isteklere,sabırsızlıklara,ulaşılmayan sevdalara,büzüşmüş dudaklardan çıkan anlamsız bezenmiş sözlere,yalnızlık oyunlarına,öncesizlikleri sonrasızlıklara aldırmaz görürüz de içimizde sustururuz isyanlarımızı işte Hüzündür bu da..

En güzel duygulardan biridir belkide hüzün  Aynalara yansımasından bile korktuğumuz sarmaşık duygular korkusudur hüzün.Kalabalık yalnızlıklarda gözyaşlarının alaycı gidişine engel oluştur hüzün..

Türlü özlemlerle yol çizilirken yolda aldığımız yaraları,küskünlükleri,barışmaları,yarıda kalmışken sevda bakışları git gide birikir bunlar bir arşivde.Hatırlamak yorucudur çoğu kez 

Acılarımı yüreğime gömdüm diyenlere,geceleri yıldızlara bakıp umutsuzca geçmişi düşünenlere,Yağan her bir damla yağmurun yüreğini üşütenlere,beklemekten bitap düşünlere,sevmekten korkanlara,en güzel özlem şarkılarını dinleyenlere benden bir tutam hediye ; HÜZÜN…

Belkide yaşamak gerekiyor bu hüzünleri.Hüzünleri alın avuclarınıza saklayın kimseye vermeyin.Çünkü hüznü olmayan yürekler eksiktir..